22 Mart 2012 Perşembe

a storm is coming, frank says.
a storm that will swallow the children,
and i will deliver them from the kingdom of pain.
i will deliver the children back to their doorsteps;
i'll send the monsters back to the underground.
i'll send them back to a place where no one else can see them,
except for me
because i am donnie darko.

never again is what you swore the time before

4 Mart 2012 Pazar

sevgili 16 yaşım

bugün aklıma geldi:

16 yaşındayken çıkıp ayrıldığımız erkek arkadaşım bana 'sana değer veren kalbimi skyim, göt' demişti.


ne kafalar ne kafalar.


16 yaşım dolu doluydu aslında; o zaman saçlarım daha lüle lüleydi. bi tane pembe üzeri beyaz benekli bantım vardı, hep onu takardım. ondan sonra bana bu lafı eden arkadaşımızın aldığı bir taç vardı bir süre onu kafamda bulundurdum.

16 yaş biraz takıntıyla doluydu. Mor bi pantolonum vardı, hep onu giyerdim. Hatta o kadar fazla seviyodum ki bi ton açık ve bi ton koyusunu da almıştım. Değiştirip değiştirip giyiyordum.

Yani aynı bant/taç, aynı pantolon, gül gibi geçiniyorduk.


Bişeylere bağlı kalma konusu müzikte de öyleydi; sevdiğim gruplar vardı, birinci sırada depeche mode geliyordu - hâlâ :)-, genel olarak ablamın da etkisiyle daha 80ler severdim.

16 yaşındaki mor takıntım hala devam ediyor evet, ama saçımı boyayacak kadar değil ! 17 yaşında saçımı mora boyattım, sonra bu boyalar turuncu oldu, 17m de saçlarımı aşırı kısa kestirdim, ve öss süreciyle depresyondan baya ciddi şişman bir kızcağız oldum. össden sonra da o kiloları verdim.

ama 16'mda verdiğim kararların hepsi bugünü oluşturdu.

16'mda tuttuğum günlükte her gün bir şeyler yazdım, çok düşündüm, o zaman insanlara aşırı değer vermeler, yanılamarın zirve yaptığı zamanlardı.

16'mda her kız gibiydim, fizikten kalmak üzereydim, hocama kek yapıp götürdüm, karneme 2 verdi.

16'mda ipodumu aldım, john lennon kabı vardı üzerinde, hala benimle.

16'mda yonjada shelan ve bebek okan'ı takip ediyordum. onları seviyordum.

16'mda her şey çok net sanıyordum, sevdiklerim/sevmediklerim.

sevgili 16 yaşım, ne güzeldin, ne temizdin. ama emin ol sevgili şimdiki selin sen daha güzelsin.
edit: bu yazıyı postladıktan bir dakika sonra lise arkadaşımdan kısa saçlı halimin fotoğrafı geldi :). benim blog yazmamla evrenin bana işaretleri arasındaki alakayı çözemedim.

9 Şubat 2012 Perşembe

ya sev ya terk et

tatilim bitiyoru

finallerden önce allahu ekber wuhuwww ne yaklaştı mı


finaller


selam dostlar.
yorucu bir dönemin ardından birinci dönem bitti, üzerine de 3 haftalık tatilim bitti. ha selincim sen bu 3 haftalık tatilinde ne yaptın? sevgili bloggerdaşım sana cevabımı söyleyeyim: KOCA BİR HİÇ.... özellikle okulun son 2 haftası stresten artık gerçekten kafayı yemiştim, bi ağlayıp bi gülüyodum. teslim edilmesi gereken portfolyo, yapılması gereken çizim ve bir adet 3000 kelimelik essayim duruyodu.

şimdi ben zaman hesaplamasında YAZMADAN yapıyorsam bu işi; genellikle sorun oluyor.
neyse her şeyi son ana bıraktığım için final haftası için olan planım şöyleydi :

16 ocak pazartesi: sanat tarihi sınav
17 ocak salı: boşluk
18 ocak çarşamba: portfolyo teslim
19 ocak perşembe: boşluk
20 ocak cuma: heykel çizim teslim (12.00) & görsel kültür essay submitleme (14.00)

evet sevgili dostlar. keşke ben bunu bir köşeye yazsaydım. şimdi ben kendi ÇAPIMDA dedimki aa süper salı günü başlarım yazmaya essayımı çarşamba portfolyomu yaparım perşembe de teslim ederim. yani günleri birer gün ileri attım. salı günü 2 de uyandım, sallana sallanan kütüphaneye gittim. başladım yazımı yazmaya. her şey çok güzel ve sakindi. yanıma çikolatamı almıştım, kolamı almıştım oooh bi yandan onları götürüyodum bi yandan femme fatale hakkında araştırma yapıyodum ne kafalar ne kafalar. neyse sonra halil'i gördüm bizim bütün derslerin asistanı gibi olan bi cocuk. halil ya dedim bu portfolyonun teslimi ne zaman? ( bana göre iki gün sora nasıl olsa) o da bilmem ne zaman haha herkes yapıyo yalnız. falan dedi. hadi neyse devam ediyorum yazmaya. neyse sonra bi saate bakiyim dedim. saate bakınca tarihte çıkıyo ya orda. bak o an nasıl aklıma kazınmış: 17:21 tarih 17 OCAK SALI yani benim tahminimdeki gibi tarih 16 OCAK SALI değildi. yani portfolyo teslimi yarındı. benimse ne fotoblokum, ne keçeli kalemim vardı. neyse bunu fark ettiğim an el kol titremesiyle kütüphaneyi terk ettim. ipek'i aradım

selin: alo ipek kızım portfolyo yarınaymış ya !!!!!
ipek: e biliyorum?
selin: E HİÇ MALZEMEMİZ YOK HADİ KADIKÖYE GİDİP ALALIM
ipek: ay bu karda kışta hiç gidemicem yeaaa of

selin: alo portfolyo yarınaymış!!!1!!
tuğçe: he evet biliyorum o yüzden başladım ben zaten.



neyse ben burda el kol ter titremeler derken SON UMUT olarak babamı aradım. yol kar kış, hiçbi şekilde gitme imkanım yok tuzladan kadıköye, babamın tuzlada olması için dua ediyorum. neyse babamı aradım babam'a ipek'le benim için malzeme aldırttım. babam aldığı kalemlerin yanında bi de beyaz tahta silgisi almış saldkksa lazım olur diye, kıyamam. neyse sabahladık, bitti.

gittik sınıfa. saçlar kaşlar birbine girmiş. azıcık uyku. portfolyo da 'kareye eylem yaptırmaktı' ben kareyi kurabiye gibi parçalıyodum. neyse işte sonra gittik hocamız 1 saat boyunca gelmedi. sonra geldi ve HEA NİYE BEKLİYOSUNUZ GİTSENİZE dedi. ve gittik. sonra döndüm odaya, başladım çizime.... o çizim devam ediyor, bi yandan essayime 200 300 kelime serpiştirmeye çalışıyorum. neyse bunları da cuma sabah 5te bitirdim. bu arada portfolyo sonuçlarımız açıklandı ben yaparken D aldığımı öğrendim. gözyaşlarım ve ben yolumuza devam ettik.

sonra submitledim essayi, aldım elime çantamı, gittim çizimimle hocama.
zaten gittim dakka 1 herkes birbirinin kağıdına bakıyo. nasıl çizmişsin iyi çizmişim mmm şurası karanlık ooo çok güzel oha bayıldım igrenc bence daha iyi olabilirdi falan herkes birbirine yorum yapıyo. hayddi hocamız geldi, SURATINDA PİÇ BİR GÜLÜMSEME. dizin koridorlara çizimleri dedi. sen yürürken de sağa dön ya da sola git en sola git abooov bu ne en dibe koy diye yorum yapıyo ( bu arada abov demiyo adam polonyalı.)


sonra çöp kutusunun yanında ben ve çizimim duruyoduk. tabii bana gelene kadar ağlattıkları oldu ''bunu sen yapmamışsın'', ''git tekrar yap'' diye bissürü bissürü yorum. 2 saatin sonunda sıra bana geldi. aldı çizimimi. bu ne kocaman çizmişsin git heykelci ol çok istiyosan dedi, bitmemiş çizimden az puan verdi çizimime, ben de o kadar mı? yani dedim. o da evet çünkü burnu sivri biliyorum bi heykelin orjinalini dedi. hayır sorun şu milletten foto bile istemedi benden istiyceği tuttu. neyse hadi b veririm falan dedi ben de oo süper dedim gittim. rahatlamıştım...


sonra her şeyim bitti. çok rahatladım falan bol bol uyudum mutlu oldum. yani bu kadar stresin altından bol bol uyudum çok güzel çok da iyi oldu. ama uyumak dışında da hiiiiçbişi yapmadım koca 3 hafta boyunca. notlarım açıklandı bi ara, b vericem diyen adam gitmiş c+ vermiş; bu essay hocası bütün dönem aaaazımıza sıçan hoca da b+ vermiş. yani ne olacağı hiç belli olmuyor. ha ben bi de bu benim çizim günü b vercem ok bye diyen hocaya mail attım ve bana NO MISTAKE ilk çizimin 50 diye cevap attı: o çizim de daha kolu ayağı nereye koyucamızı bilmediğimiz çizim - ki almiycam demişti.

NEYSE DOSTLAR ÇOK DOLMUŞUM; size anlattım rahatladım.


bu arada yazmayı çok özlemişim, artık çok çok çok daha sık yazıcam !

öptüm !


8 Şubat 2012 Çarşamba

bencil

takip ettiklerim yazı yazsın, ben hep okiyim istiyorum. çok mu bencilim?

1 Şubat 2012 Çarşamba

ısırabilir miyim ?

dm seven bir baba, yavrularıyla cover yaparsa.