31 Aralık 2012 Pazartesi

İyi geceler

Bazi geceler iyi geçmez kimilerinde.
Aramayacaksın; biliyorum.
Aramayacaksın.
Yasalar seni engelleyecek.
Beni sevebileceğin aklinin ucundan bile geçmeyecek.
Çünkü bu hoş bir oyun.
Annen çağırdığında
K o ş u p e v e g i d e c e k s i n .

24 Kasım 2012 Cumartesi

insanlar hep aynı hiç değişmiyor; zorlama sen de değişmeyeceksin.

23 Kasım 2012 Cuma

tesadüfler

ne zaman arabamı yıkatsam mutlaka yağmur yağar
 yağmurda yürüsem su sıçratır üstüme pis arabalar
en uzun yanan yeşil ben geçecekken sararır
 sol girsem sol tıkalı, terk ettiğim şerit boşalır
 'doğru zaman, doğru yer' hikayesi
 nerde yazılır bu kara bahtın reçetesi
 ne zaman falıma bakılsa falcıları bir keder alır
 dilek tutmak istesem yıldızlarım çakılı kalır
 gecenin bir yarısı son sigarama dökülür çayım
 telefonum çalar ses gelmez: hep mi yanlış numarayım
 ne kumarlar kaybettim aşk için bile bile
 şeytanın bacağı demirden, gelmiyor dize
 ah, bu kör talihim nerde olsam bulur beni sobeler
 ben mutluluktan bi parça şefkat dilenirken
 hiç sevmiyor beni tesadüfler...




 ...anladım ki kral tesadüfler

22 Kasım 2012 Perşembe

bloggy

ÇOK YAZMIYORSUN DİYENLERE ÖZEL BİR YAZI..

okul çok sıktı.



i i really wanna go out .
i really wanna go outside and stop to see your day




18 Kasım 2012 Pazar

10 Kasım 2012 Cumartesi

4 Ekim 2012 Perşembe

2 yeni bebek

Selamlar;
Bunlar benim görsel sanat tarihi ve görsel iletişim tasarımı için dersi açtığım için bebeklerim:

birincisi: http://selindonmezshistoryofvc.blogspot.com/
ikincisi: http://iaskmymother.blogspot.com/


afiyet olsun.

kiss my name...

25 Eylül 2012 Salı

ben

bu dünyaya iyi  bir şey katmadan ölmek istemiyorum.

24 Ağustos 2012 Cuma

bir 'can'

barınaklarda bir ev bulmak için bekleyen o kadar can var ki...

http://www.benisahiplen.com/

hem evinize en yakın olan barınağı öğrenebilir, hem de nasıl yardım edebileceğinize bir göz atabilirsiniz. en azından bir kere bile olsa gitmenizi tavsiye ediyorum. insanların vicdansızlığını görmeniz içinde. söyleyecek çok söz var ama yazarken bile boğazım düğümleniyor. bir girin bakın, bilginiz olsun.

5 Ağustos 2012 Pazar

kahvaltı yapmayı istemiyorsan suçlama zeytinleri

babam

babamın pek konuşan biri olduğu söylenemez, örnek1

- baba en sevdiğin renk ne?
+ (sessizlik)...
diğer gün kahvaltıda
+yeşil.

bugün BİR ÇILGINLIK yapıp tansaşa girdim ve canım ne istiyosa aldım; burda kastımız TUZLUK BİBERLİK falan oluyor. neyse hani bazen aklına senelerce gelmemiş bir anı gelir ya böyle birden, o geldi. babamı aradım:

- baba biliyo musun aklıma ne geldi bi gün ben bi oyuncak istemiştim gereksiz yere, baya ağlamıştım alınsın diye siz de annemle alamayız demiştiniz..
-ben çok üzülmüştüm o oyuncağı alamıycam diye ( BURDA BAYA UZATIYORUM)
-neyse sonra sen alıp gelmiştin o oyuncağı kasaya. :)
.
.
.
+ iyi.




o bir efsane.

26 Temmuz 2012 Perşembe

akrep burcu kadını

eyüp helin ben asansördeyiz.


asansörde BLOOMBERG (ciddi kanal) ın binasının kanalı. sebebi orda otopark varmış sırf o yüzden.

neyse, ben bu kelime yarışını sunan adamın çok tatlı olduğunu, çünkü yengeç burcu olduğunu söyledim.

asansörde bir de bir kadın vardı.

konu akrep burcuna geldi.

ben akrep burcunun çok fena olduğunu falan söylüyorum, eyüp de ben akrebim diyor. ben de bildiğimi akrep erkekleri iyidir ama kadınları çok fenadır of uzak duracaksın falan diyorum ( abarttım da abarttım)

otopark katına geldik. asansörden inerken eyüp kadına dönüp

e: otopark parasını burda mı ödüyoruz biliyor musunuz?

dedi... kadın derin bir nefes aldı ve

EVET BU ARADA BEN DE AKREP BURCUYUM.



KEŞKE YER YARILSAYDI DA İÇİNE GİRSEYDİM YA OFF... TÜM AKREP BURCU KADINLARINDAN ÖZÜR DİLİYORUM ASLINDA HEPİNİZ TATLI VE ŞEKER KADINLARSINIZ :'(






















( BİR YENGEÇ DEĞİL)

24 Temmuz 2012 Salı

hastane

hastaneleri hangimiz severiz ki?

bugün en iyi günlerden değil belki ama bugün küçüklük arkadaşımın annesini ameliyattan önce ziyaret ettim.

mutlu edecek bir şey yok derken kandinsky duvardan bana gülümsedi.

hayat.

22 Temmuz 2012 Pazar

zaman zaman

En acimasiz zaman 00:00dir, sanki ondan onceki 24 saat hic yasanmamis gibi dunu unutur, yeni bi gune baslar...

21

21 temmuz'da 21. yaşımı kutladık.

Biraz mutluyum. ^ ^

20 Temmuz 2012 Cuma

o kız

- asla 'o kız ' olamicam
- sen de insanlara yardım eden ve gülen kız olursun.

ben - robot

selam dostlar.

kaç ay olmuş?
saymak istemiyorum çok utanıyorum valla :)
geçen gün oturdum bütün yazdıklarımı okudum, sempatik buldum yazılarımı. (BİRAZ EGO)..


neyse bugün bi radikal karar verdim ve diyetisyene gittim.

kulağımda minik bi şey var artık, bi de uçuk.

bu yaz staj yaptım, değişikti.

sosyal medyada paylaşılan şeyin gizli tutulması bana anlamlı gelmiyor, neyi kimden saklıyorsun?

futbol değil ama basketbol konuşanları sempatique buluyorum.

bazı kızlara toplu saç çoooo...k yakışıyor. (evet yüzünüz güzelse)

SS kuralı dünyanın en doğru şeyidir ve aksi iddia dahi edilemez.

ikizlerden değil aslandan korkacaksın arkadaş.

BENSANATÇIYIMS tavrıyla dolaşan kıro insanlar çok ezik.

dün ilk canavarımı yaptım bilgisayarda, biraz çikin oldu :) kıhıh.

allah kimseye alzaymır hastalığı vermesin.

ben dünyaya yeniden gelecek olsam robot olmak isterdim.

12 Haziran 2012 Salı

d d d default

   
stüdyo şarkılarımızdan biriydi.

dönem bitti.

ben de (yine) bittim.

sevgiler
di di folt folt







14 Mayıs 2012 Pazartesi

dursana !

vaktimi ver, uykumu al
gecelerin çok mu suçu var?
aşk dediğin çok utanır
gece bitince saklanır
dünya dursana
dünya dursana
benzemez hiç gün ve gece
gün katlanır mı her şeye?
ben geceye hiç doyamam
bari bu gece bi kıyak yap 
dünya dursana
dünya dursana 
dünya bu gece dursana 
dünya dursana

zaten ömür çok kısadır
aşka meşke az zaman kalır
kimse seni kovalamaz
neden hızlı dönersin
dünya dursana
dünya dursana
dünya bu gece dursana
dünya dursana

:)

12 Mayıs 2012 Cumartesi

redlight hakkında

selamlar, normalde amsterdam hakkında bir şeyler yazıcam demiştim. çok şey vardı aslında anlatıcak - ama sonra beni en çok rahatsız eden şeyden bahsetmeye karar verdim bu videoyu görünce.

amsterdama gidildiğinde herkesin bahsettiği bi' yer vardır - redlight-. neyse biz de ilk gece buraya gittik.
kırmızı kırmızı ışıklar, dolu dolu sokaklar, her şey o kadar turistik ve güzel duruyordu ki. hiç bişi moralimi bozamazdı.

sonra bi baktım her binanın katlarında kadınlar duruyo, millet gelsin diye şov yapıyolar, içeri çekmeye çalışıyolar. ayrıca sabahları yaşlı kadınlar duruyormuş akşamlara taş kadınları koyuyolarmış.

bu duruma o kadar fazla üzüldüm ki, orada bütün gece bekleyen kadınlar. yani tabii bu türkiye'de daha kötü bi durumda amsterdam bunu turistleştirmiş ama bana turistleştirmiş olması bile rahatsız edici geldi.

şovlardaki vaziyetten hiç bahsetmiyorum bile. pahalı şovlara girersen daha fazla eğleniyolarmış gibi bi halleri var ama ucuzları içler acısı, kadın bi yandan saatine bakıyo falan da filan...

belki hayatımda ilk kez bi durumu bu kadar yakından gördüğüm için bu kadar etkiledi beni redlight district, belki bu durumda diğer ülkeler arasında en iyisi.


vidyo da burada buyrunuz

11 Mayıs 2012 Cuma

yalnızlık

karar vermek dünyanın en yalnız eylemidir. - erdağ aksel

22 Nisan 2012 Pazar

yeni blogger

anlamadım, neler oluyööör !

11 Nisan 2012 Çarşamba

mikrodalga

kendimi kocaman bi siyah bi çember gibi hissediyorum
canım hiç bişi yapmak istemiyo
çay bardağı kutusu yapmayı hiç istemiyo
tatil yapmamış gibi
sanki o hollanda sokaklarına hiç gitmemiş gibi
ben ne ara gittim geldim
uçaktan inip geri uçağa binmiş gibi
başımı ağrıtan çok fazla düşünce var
her tarafta stresli insanlar var
benim egzamalarım en coşkun dönemini yaşıyo
canım çook sıkılıyo
şu an stüdyoda kafamı masaya koymuş bi şekilde size bu satırları yazarken
saatin 11e gelmiş olduğunu ve hala hiiiiiiiç bişi yapmadığımı fark ettim
sadece blog okuyorum bazen bazen de tweet
ama blog tadında değil onlar
geçen sene bu zaman için hayalini kurduğum hiç bişey olmamış
şimdi fark ettim
uzun süredir günlüğüme yazmıyodum, 4 sayfa yazdım
hakkaten bunalmışım galiba
galiba insanlar hiç bi şekilde değişmiyo
ben de öyle
geçen düşündüm
aslında ne de güzel kusurlarımız var
bizi insan yapan onlar
kimse yüzde yüz melek olmadığı gibi
kimse yüzde yüz şeytan da değil gözümde
ama bazılarımız biraz fazla kaprisli.

22 Mart 2012 Perşembe

a storm is coming, frank says.
a storm that will swallow the children,
and i will deliver them from the kingdom of pain.
i will deliver the children back to their doorsteps;
i'll send the monsters back to the underground.
i'll send them back to a place where no one else can see them,
except for me
because i am donnie darko.

never again is what you swore the time before

4 Mart 2012 Pazar

sevgili 16 yaşım

bugün aklıma geldi:

16 yaşındayken çıkıp ayrıldığımız erkek arkadaşım bana 'sana değer veren kalbimi skyim, göt' demişti.


ne kafalar ne kafalar.


16 yaşım dolu doluydu aslında; o zaman saçlarım daha lüle lüleydi. bi tane pembe üzeri beyaz benekli bantım vardı, hep onu takardım. ondan sonra bana bu lafı eden arkadaşımızın aldığı bir taç vardı bir süre onu kafamda bulundurdum.

16 yaş biraz takıntıyla doluydu. Mor bi pantolonum vardı, hep onu giyerdim. Hatta o kadar fazla seviyodum ki bi ton açık ve bi ton koyusunu da almıştım. Değiştirip değiştirip giyiyordum.

Yani aynı bant/taç, aynı pantolon, gül gibi geçiniyorduk.


Bişeylere bağlı kalma konusu müzikte de öyleydi; sevdiğim gruplar vardı, birinci sırada depeche mode geliyordu - hâlâ :)-, genel olarak ablamın da etkisiyle daha 80ler severdim.

16 yaşındaki mor takıntım hala devam ediyor evet, ama saçımı boyayacak kadar değil ! 17 yaşında saçımı mora boyattım, sonra bu boyalar turuncu oldu, 17m de saçlarımı aşırı kısa kestirdim, ve öss süreciyle depresyondan baya ciddi şişman bir kızcağız oldum. össden sonra da o kiloları verdim.

ama 16'mda verdiğim kararların hepsi bugünü oluşturdu.

16'mda tuttuğum günlükte her gün bir şeyler yazdım, çok düşündüm, o zaman insanlara aşırı değer vermeler, yanılamarın zirve yaptığı zamanlardı.

16'mda her kız gibiydim, fizikten kalmak üzereydim, hocama kek yapıp götürdüm, karneme 2 verdi.

16'mda ipodumu aldım, john lennon kabı vardı üzerinde, hala benimle.

16'mda yonjada shelan ve bebek okan'ı takip ediyordum. onları seviyordum.

16'mda her şey çok net sanıyordum, sevdiklerim/sevmediklerim.

sevgili 16 yaşım, ne güzeldin, ne temizdin. ama emin ol sevgili şimdiki selin sen daha güzelsin.
edit: bu yazıyı postladıktan bir dakika sonra lise arkadaşımdan kısa saçlı halimin fotoğrafı geldi :). benim blog yazmamla evrenin bana işaretleri arasındaki alakayı çözemedim.

9 Şubat 2012 Perşembe

ya sev ya terk et

tatilim bitiyoru

finallerden önce allahu ekber wuhuwww ne yaklaştı mı


finaller


selam dostlar.
yorucu bir dönemin ardından birinci dönem bitti, üzerine de 3 haftalık tatilim bitti. ha selincim sen bu 3 haftalık tatilinde ne yaptın? sevgili bloggerdaşım sana cevabımı söyleyeyim: KOCA BİR HİÇ.... özellikle okulun son 2 haftası stresten artık gerçekten kafayı yemiştim, bi ağlayıp bi gülüyodum. teslim edilmesi gereken portfolyo, yapılması gereken çizim ve bir adet 3000 kelimelik essayim duruyodu.

şimdi ben zaman hesaplamasında YAZMADAN yapıyorsam bu işi; genellikle sorun oluyor.
neyse her şeyi son ana bıraktığım için final haftası için olan planım şöyleydi :

16 ocak pazartesi: sanat tarihi sınav
17 ocak salı: boşluk
18 ocak çarşamba: portfolyo teslim
19 ocak perşembe: boşluk
20 ocak cuma: heykel çizim teslim (12.00) & görsel kültür essay submitleme (14.00)

evet sevgili dostlar. keşke ben bunu bir köşeye yazsaydım. şimdi ben kendi ÇAPIMDA dedimki aa süper salı günü başlarım yazmaya essayımı çarşamba portfolyomu yaparım perşembe de teslim ederim. yani günleri birer gün ileri attım. salı günü 2 de uyandım, sallana sallanan kütüphaneye gittim. başladım yazımı yazmaya. her şey çok güzel ve sakindi. yanıma çikolatamı almıştım, kolamı almıştım oooh bi yandan onları götürüyodum bi yandan femme fatale hakkında araştırma yapıyodum ne kafalar ne kafalar. neyse sonra halil'i gördüm bizim bütün derslerin asistanı gibi olan bi cocuk. halil ya dedim bu portfolyonun teslimi ne zaman? ( bana göre iki gün sora nasıl olsa) o da bilmem ne zaman haha herkes yapıyo yalnız. falan dedi. hadi neyse devam ediyorum yazmaya. neyse sonra bi saate bakiyim dedim. saate bakınca tarihte çıkıyo ya orda. bak o an nasıl aklıma kazınmış: 17:21 tarih 17 OCAK SALI yani benim tahminimdeki gibi tarih 16 OCAK SALI değildi. yani portfolyo teslimi yarındı. benimse ne fotoblokum, ne keçeli kalemim vardı. neyse bunu fark ettiğim an el kol titremesiyle kütüphaneyi terk ettim. ipek'i aradım

selin: alo ipek kızım portfolyo yarınaymış ya !!!!!
ipek: e biliyorum?
selin: E HİÇ MALZEMEMİZ YOK HADİ KADIKÖYE GİDİP ALALIM
ipek: ay bu karda kışta hiç gidemicem yeaaa of

selin: alo portfolyo yarınaymış!!!1!!
tuğçe: he evet biliyorum o yüzden başladım ben zaten.



neyse ben burda el kol ter titremeler derken SON UMUT olarak babamı aradım. yol kar kış, hiçbi şekilde gitme imkanım yok tuzladan kadıköye, babamın tuzlada olması için dua ediyorum. neyse babamı aradım babam'a ipek'le benim için malzeme aldırttım. babam aldığı kalemlerin yanında bi de beyaz tahta silgisi almış saldkksa lazım olur diye, kıyamam. neyse sabahladık, bitti.

gittik sınıfa. saçlar kaşlar birbine girmiş. azıcık uyku. portfolyo da 'kareye eylem yaptırmaktı' ben kareyi kurabiye gibi parçalıyodum. neyse işte sonra gittik hocamız 1 saat boyunca gelmedi. sonra geldi ve HEA NİYE BEKLİYOSUNUZ GİTSENİZE dedi. ve gittik. sonra döndüm odaya, başladım çizime.... o çizim devam ediyor, bi yandan essayime 200 300 kelime serpiştirmeye çalışıyorum. neyse bunları da cuma sabah 5te bitirdim. bu arada portfolyo sonuçlarımız açıklandı ben yaparken D aldığımı öğrendim. gözyaşlarım ve ben yolumuza devam ettik.

sonra submitledim essayi, aldım elime çantamı, gittim çizimimle hocama.
zaten gittim dakka 1 herkes birbirinin kağıdına bakıyo. nasıl çizmişsin iyi çizmişim mmm şurası karanlık ooo çok güzel oha bayıldım igrenc bence daha iyi olabilirdi falan herkes birbirine yorum yapıyo. hayddi hocamız geldi, SURATINDA PİÇ BİR GÜLÜMSEME. dizin koridorlara çizimleri dedi. sen yürürken de sağa dön ya da sola git en sola git abooov bu ne en dibe koy diye yorum yapıyo ( bu arada abov demiyo adam polonyalı.)


sonra çöp kutusunun yanında ben ve çizimim duruyoduk. tabii bana gelene kadar ağlattıkları oldu ''bunu sen yapmamışsın'', ''git tekrar yap'' diye bissürü bissürü yorum. 2 saatin sonunda sıra bana geldi. aldı çizimimi. bu ne kocaman çizmişsin git heykelci ol çok istiyosan dedi, bitmemiş çizimden az puan verdi çizimime, ben de o kadar mı? yani dedim. o da evet çünkü burnu sivri biliyorum bi heykelin orjinalini dedi. hayır sorun şu milletten foto bile istemedi benden istiyceği tuttu. neyse hadi b veririm falan dedi ben de oo süper dedim gittim. rahatlamıştım...


sonra her şeyim bitti. çok rahatladım falan bol bol uyudum mutlu oldum. yani bu kadar stresin altından bol bol uyudum çok güzel çok da iyi oldu. ama uyumak dışında da hiiiiçbişi yapmadım koca 3 hafta boyunca. notlarım açıklandı bi ara, b vericem diyen adam gitmiş c+ vermiş; bu essay hocası bütün dönem aaaazımıza sıçan hoca da b+ vermiş. yani ne olacağı hiç belli olmuyor. ha ben bi de bu benim çizim günü b vercem ok bye diyen hocaya mail attım ve bana NO MISTAKE ilk çizimin 50 diye cevap attı: o çizim de daha kolu ayağı nereye koyucamızı bilmediğimiz çizim - ki almiycam demişti.

NEYSE DOSTLAR ÇOK DOLMUŞUM; size anlattım rahatladım.


bu arada yazmayı çok özlemişim, artık çok çok çok daha sık yazıcam !

öptüm !


8 Şubat 2012 Çarşamba

bencil

takip ettiklerim yazı yazsın, ben hep okiyim istiyorum. çok mu bencilim?

1 Şubat 2012 Çarşamba

ısırabilir miyim ?

dm seven bir baba, yavrularıyla cover yaparsa.


22 Ocak 2012 Pazar

twitter tespitleri çok sıkıcı
facebook doğum günü kutlamaları içten değil
blogger güzel
az kişi var
bu aralar her şey sıkıcı
yediğim tatlılar aynı tadı vermiyor
en komik espri burun delikleriyle gülerek yapılanlar
insanların hırsı beni yordu
rüyalarıma çok korkunç insanlar giriyor
diziler bunaltıcı
insanlar çok konuşuyor
ben de konuşurdum - hevesimi kaçırdılar
sevmeyi severdim - çok sevene kadar
küçükken hayalini kurduğun her şey önüne geldiğinde bir bir mideni bulandırıyor.
bi de makarnadan yapılmış salıncakta sallanmak vardı; şimdi düşündüm pek iyi fikir değilmiş.

alegori

hümanist değilim.
2011 benim bunu fark ettiğim senedir.
eskiden çoook eskiden çok severdim herkesleri; kimseler kırılmasın isterdim.
şimdilerde herkesin en küçük hareketi pıt diye batıyor.
eskiden gözüme sempatik gelen hareketler şimdi çok antipatik.
ya da ben baya sempatik olmayan bir insanım artık ?

-geçmiş- kelimesi eskiden özlemken artık kalp ağrısı.

özlemiyorum, sadece kalbim ağrıyor.

15 Ocak 2012 Pazar

of

sıkıntılardan sıkıntılara koşuyorum. çok bunaldım.
of.

11 Ocak 2012 Çarşamba

gökhan semiz

boat on the river kalmış aklımda; styx bağırırdı yaban ellerden

sonra graham nash dolanırdı hicazında bakırköy akşam üstlerinin

yusuf islam, cat stevenstı o zamanlar, tayyip kasımpaşada yancıydı masada

tek arzusu çift kaşarlı olmasıydı tostlarının

erol büyükburçtu kral, metin oktaydı; okan bayülgen değil

tupac daha vurulmamıştı sokağın ortasında

kırmızı balonları vardı ibonun, bodrumda otelleri değil

atilla atasoyun eczanesi viagra satmaya başlamamıştı daha örneğin

deniz seki bi güzel vokalistti daha yeni yetme

hep içimden bağırırdım ona bilmezdi; yapma diye bunları, gözünü yiyim etme

zeki müren bi asil dururdu paşa paşa kendi sahilinde

götü başı ayrı oynamazdı günün delikanlıları gibi orta yerde

mahalle ortası kalaycıları mırıldanırdı sokak arası nağmelerini

sözünü kesen bozacı amca olurdu en fazla, üçüncü sayfa kahramanları değil

duymaz uydurur şükran teyze oturaklı kadındı, buydu olayı

sabahları börek yapardı komşusunun oğluna kendi evladı olmadı diye

daha keşfetmemişti kadın programlarında figüran olmayı

kafiyeler aralarında bölünmemişti zengin – fakir diye

içimizden geldiği gibi yazardık şiirlerimizi

past time paradise coverlanmamıştı gangsta’s paradise diye

ceyar bi dizideki kötü adamdı, büyüyüp cem uzan olmamıştı daha

mahalle bakkalının önünde kaşar-ekmek-gazozun en güzel olduğu zamanlardı

kuuliçlerimiz vardı bizim; yarım ekmek arası salamilerimiz

daha ray sistemli gökdelenler yoktu; ya da ekran delen televoleler

tipitip güzel adamdı bozmadı hiç kendini mesela örümcek adam gibi

top gundaki asil çocuk daha ayda arsa almamıştı o zamanlar

reha ne güzeldi mesela o zamanlar atinadan bildirirken

savaş ay ne şık adamdı, michael jackson ne kada da siyah

ben ne günahsızdım mesela o zamanlar, rahibe teresa modeli

ama hatırlıyorum gün gibi; satmamıştım hayallerimi göt gibi

işte tam o zamanlar evimden biraz ilerde, boyu benden ilerde

bi kardeşim vardı bakırköy dükü, bağcılar kontu;

varoşun marilyn mansonu, bir kırık giresun şansonu

herkes james dean gibi ölemezdi ama

hiç birimiz istemezdik ki bu garip sonu

güzeldi o zamanlar güzel;

her şey onurluydu; her şey temiz

e normal tabii; ölmemişti ki daha gökhan semiz


edit: postladıktan 1 saniye sonra bugün gökhan semiz'in doğum günü olduğunu öğrendim.

3 Ocak 2012 Salı

dm


sana dargınım depeche mode; konserini öss'mden 2 hafta önce yapıp, sonra o konseri iptal edip, üzerine 3 yıldır türkiyeye gelmediğin için.

sana dargınım dave.


sister of night'la yine kalbimi çaldın ama bu gece de.

sanat benim içindir.

sanat kimin içindir?
sen niye sanat yaparsın?
sanatçı nedir?

erdağ hoca geçen derste bunları sordu. o güne kadar neden sanatı hayatımda tuttuğumu, öğrenim bağbında bunu seçtiğimi çok basit bir şekilde düşünmüştüm; seviyordum.

peki... sevmek bir şeyi iş olarak yapmak için yeter mi?

bence yeter.

peki, tamam, seviyorsun, peki bu yaptığın işleri sen mi sevesin, toplum mu sevsin?

işte soru burda başlıyor. benim aldığım eğitim tamam, çok güzel, ama 'çaycı'ya değil belirli birkesime hitap edecek. bazen de 'çaycının' bile anlayacağı seviyde olacak.
sergilerim olacak belki. ya da belki yok yok tamamen reklam sektörü. e ama ben hani insanlara yararlı olacaktım? hani toplumun yararına da bir şeyler yapacaktım ? kendimi soyutlanmış hissediyorum.

benim için sanat hamilelik testini kana bulayıp üstüne peçeteler koyup fotoğraf çekmekten çok daha fazlası.

benim için sanat siyah iki kareden fazlası. eğer kareler, dörtgenlerse de bi sanatçının amacı ya Kandinsky gibi olacak, insanları rahatlatmak, ruha dokunmak, ya Malevich gibi olacak; yeni bir görsel dil yaratmak. amaçsız sanat sanat değil.


gürültü yaparım sanat değil diyense hiç sanatçı değil. ( madi clara okuyanlar bilir).


çok karışığım. neyse ben gidip biraz parçalanmış kurabiye çizeyim.

1 Ocak 2012 Pazar

2012

her yeni yıl klasik söylenen laflar vardır: 'yeni yıl bana sağlık getirsin, şans getirsin, para getirsin, bıdı bıdı'. aslında öyle. ama bi yeni yıl mı gerekir hep yeni şeylere umut bağlamak için insanlara gereken ?

nereden geldi bu düşünce şimdi?

aslında her şey çok basitti. dün tuğçe'nin evine gittim. 7 kişilik mini bi ev partisiydi. normalde bi arkadaşımız daha vardı ama o son dakka tek başına girmek istediğine karar verdi :). neyse ben çok severim ev ortamlarını, dışarısı beni biraz korkutuyo.

neden korkutuyo? hemen özet.

geçen taksimden dönüyoduk 4 arkadaş; iki erkek iki kız. iki tane 20li yaşlarda 'insan' geldi, laf atmaya başladılar. neyse rahatsız ettiklerini, gitmemiz gerektiğini söyledik. devam ettiler. neyse arkadaşıma 'aaee manitaları almışsın yanıneaaa' derken, bi tanesi geldi koluma vurdu, biz de gittik hemen polise şikayet ettik. polis de sözde ilgileniyo, tamam dedi siz devam edin yolunuza biz ilgileniyoruz. tam meydana geldik gidicez. bi arkamı döndüm bunlar böyle koşarak geliyolar. bi tanesi elindeki şemsiyenin sapını kırmış arkadaşım daha olayların farkında değilken dan diye geçirdi kafasına. neyse devamı zaten kan dövüş. sonra polis geldi. bu ikisi demez mi biz bunlardan şikayetçiyiz diye?! ben kafayı yedim zaten. düştük karakol yollarına... ifade vermeye. başladı bunlar konuşmaya
- bu kızlar bize yavşadı, çocuklar çekemedi!!!
+yok olmadı...
-hıı o zaman bunlar geldiler bizden sigara istediler !!!
+biz sigara içmiyoruz?
- BU BENİM ANAMA KÜFRETTİ

falan filan böyle 2 saat bunların saçmalamalarını dinledik. sonra acile götürülen arkadaşımız geldi; polis de şikayetçi olursak bu işin uzayacağını ( en az 1.5 yıl) bi de bizim de kendimizi korumak adına bile olsa onlara vurduğumuz için haklı olmadığımızı söyledi. zaten bi polis gelmiş kadına çarpmış polis alkollüymüş vay halimize... neyse sabah 5te çıktık en sonunda ordan, arkadaşımızdan para almışlar zorla, meğersem normalde böyle durumlarda hastanelerin para almamaları gerekiyormuş. gittik hastaneye. of zaten bacağından vurulan mı dersin, kanlar sargılar, parayı da vermediler, pazartesi gelin dediler. sonra da gittik taksiye... bizim okula da aşırı fazla tutuyo bu taksimden. dedik abicim indirim yap.

- oo tamam binin yapmaz mıyım, 15 20 indiririz.

okula gelince :

- HEA 95ti 90 olsun.

neyse sonra sinir krizi minir krizi diğer gün ilkokuldan tiyatro izlemeye gelen çocukları karşılıycaktım, onlara şarkı listesi yaptım 2 saat sonrada kalkıp dans ettim falan...


neyse geri dönelim. zaten bu umutlar, yeni yıl meselesi de bu konuyla biraz alakalı. bu olaydan sonra düşündüm, ben o gece ölsem, başıma çok büyük bişi gelse, ne olacaktı ? daha yapmak istediğim zilyon tane şey, gitmek istediğim yerler, daha bissürü bissürüler vardı! ki ben yeni yıla güzel girerim, 2012 farklı olur kafasına teee kaç ay öncesinden girmiştim. neyse bu olay beni o kadar etkiledi ki yapmak istediğim şeyler için; belirli bir seneyi ya da haftayı, günü ( pazartesi :) ) beklemek değil anında davranmak gerektiğini kafamın kocaman bir köşesine oturdum. siz siz olun yeni yıla güvenip o popişleri yaymayın ! hemen yapmak istediğiniz şeylerin listesini yapıp harekete geçin :) bu blog burda manasız durmasın.


yeni gününüz kutlu mutlu huzurlu olsun !